“Bunu artık düşünmek istemiyorum.”
Muhtemelen hepimiz bunu bir noktada kendimize söylemişizdir.
Gece uyumaya çalışırken gün içinde söylediğimiz bir cümle yeniden aklımıza gelir. Birinin bize neden öyle davrandığını düşünürüz. Aylar önce yaşanmış bir konuşmayı zihnimizde yeniden kurarız. Olma ihtimali düşük bir senaryo belirir ve kendimizi onu çözmeye çalışırken buluruz.
Sonra düşüncenin kendisinden rahatsız olmaya başlarız.
Neden hâlâ bunu düşünüyorum?
Bunu çoktan aşmış olmam gerekmiyor muydu?
Ya bu düşünce aklımdan hiç çıkmazsa?
Ve tam burada, başlangıçta yalnızca zihnimizden geçen bir düşünceyle aramızda küçük bir mücadele başlar.
Onu susturmaya, başka bir şey düşünmeye, kendimizi ikna etmeye ya da zihnimizden tamamen çıkarmaya çalışırız.
Fakat tuhaf biçimde, düşünce gitmek yerine daha görünür hâle gelir.
Bunun bir nedeni var.
“Bunu düşünmemeliyim” dediğinde zihnin ne yapıyor?
Bir düşünceyi bilinçli olarak zihninden uzak tutmaya çalıştığını düşün.
Bunu başarabilmek için zihninin bir yandan da şu soruyu takip etmesi gerekir:
“Hâlâ düşünüyor muyum?”
Ve bunu kontrol edebilmesi için, düşünmemeye çalıştığın şeyi yeniden hatırlaması gerekir.
Bir bakıma zihnine şunu söylersin:
“Bu düşünce önemli. Ortaya çıkarsa hemen fark et.”
Böylece kurtulmaya çalıştığın düşünce, istemeden de olsa dikkatinin merkezinde kalmaya devam eder.
Bu yüzden bazı düşüncelerin tekrar tekrar aklına gelmesi, onların mutlaka çok önemli, doğru ya da çözülmesi gereken düşünceler olduğu anlamına gelmez.
Bazen zihnin yalnızca onları düşünmemeye ne kadar çok çalıştığını öğrenmiştir.
Düşüncenin gelmesiyle ona inanmak aynı şey değildir
Burada çok önemli bir ayrım var.
Zihninden geçen her şey senin fikrin değildir.
Her düşünce bir gerçek değildir.
Ve her düşünce senden bir cevap beklemiyordur.
“Ya kötü bir şey olursa?” düşüncesinin gelmesi, kötü bir şey olacağı anlamına gelmez.
“Acaba yanlış mı yaptım?” diye düşünmek, yanlış yaptığını göstermez.
Bir insanla ilgili istemediğin bir düşüncenin zihninden geçmesi, o insan hakkında gerçekten böyle hissettiğin anlamına gelmeyebilir.
Ama bir düşünce bizi rahatsız ettiğinde ona gereğinden fazla anlam yükleyebiliriz.
“Bunu düşünüyorsam bir sebebi olmalı.”
İşte o zaman düşüncenin kendisini değil, ne anlama geldiğini çözmeye başlarız.
Ve zihin yeni sorular üretir.
Bir düşünceyi çözmeye çalışmakla onun içinde dönüp durmak aynı şey değil
İnsan zihni belirsizliği pek sevmez.
Bu yüzden bizi rahatsız eden bir düşünce geldiğinde ona cevap bulursak rahatlayacağımızı düşünebiliriz.
Bir konuşmayı tekrar tekrar değerlendiririz.
“Acaba ne demek istedi?”
Kendi davranışımızı inceleriz.
“Bunu neden söyledim?”
Geleceği hesaplarız.
“Ya şöyle olursa?”
Bir süreliğine cevap bulmuş gibi hissederiz.
Sonra başka bir ihtimal belirir.
“Peki ya…”
Ve yeniden düşünmeye başlarız.
Dışarıdan bakıldığında insan bir problemi çözmeye çalışıyor gibi görünür. İçeride ise bazen yapılan şey çözüm aramak değil, yüzde yüz emin olmaya çalışmaktır.
Oysa hayatın pek çok alanında böyle bir kesinlik yoktur.
Birinin bizim hakkımızda tam olarak ne düşündüğünü bilemeyiz.
Verdiğimiz bir kararın gelecekte kesinlikle doğru çıkacağını garanti edemeyiz.
Bir daha üzülmeyeceğimizden emin olamayız.
Zihni yorabilen şey de tam burada başlar: Cevabı olmayan bir sorudan kesin bir cevap almaya çalışmak.
Belki de sorun çok düşünmen değildir
Kendine sık sık “Ben çok düşünüyorum” diyorsan, belki bir adım daha geriden bakmak gerekir.
Düşünmeye başladığında ne yapıyorsun?
Hemen cevap mı arıyorsun?
Kendini rahatlatacak bir açıklama mı bulmaya çalışıyorsun?
Aynı olayı zihninde tekrar tekrar mı inceliyorsun?
Birinden güvence alma ihtiyacı mı hissediyorsun?
Yoksa düşüncenin bir an önce gitmesini mi bekliyorsun?
Çünkü zihinsel yükü artıran şey her zaman düşüncenin varlığı değildir.
Bazen o düşünce geldiğinde onunla ne yaptığımızdır.
Bu ayrımı fark etmek rahatlatıcı olabilir.
Çünkü amaç artık zihninden geçen her şeyi kontrol etmek değildir.
Zaten insan zihninin böyle çalışması beklenemez.
Zihninin sessiz olması gerekmiyor
Belki de en yorucu beklentilerimizden biri, iyi hissettiğimizde zihnimizin de sakin ve düzenli olması gerektiğini düşünmek.
Oysa insan zihni tuhaf şeyler düşünür.
Geçmişe gider.
Geleceği prova eder.
İhtimaller üretir.
Saçma senaryolar kurar.
Korktuğumuz şeyleri önümüze getirir.
Bunların olması tek başına sende bir problem olduğu anlamına gelmez.
Asıl fark, bir düşüncenin zihninden geçmesiyle hayatının yönetimini ona vermek arasındadır.
Bir düşünce geldiğinde onu hemen çözmek, susturmak ya da doğru olup olmadığından emin olmak zorunda olmadığını fark etmeye başladığında, düşüncenin varlığı da eskisi kadar tehdit edici olmayabilir.
Çünkü artık zihninden geçen her şeyle tartışmak zorunda değilsindir.
Bazı düşünceler cevaplanabilir.
Bazıları üzerinde düşünmeye değerdir.
Bazılarıysa yalnızca zihninden geçer.
Belki de mesele daha az düşünmeyi başarmak değil; her düşüncenin peşinden gitmek zorunda olmadığını öğrenmektir.
— Eylül Hazal Güleroğlu
Psikolojik Danışman
